16 Mart 2017 Perşembe

PANİK BİR İNSAN OLMANIN ÇİLELERİ

Panik olan insanların çilesini diğerleri bilmez. Tıptaki adı, “Kaygı bozukluğu” olarak geçiyormuş. Halk arasında, “Amma evhamlısın” derler genelde. Benim yakın çevremdeki herkes benim böyle olduğumu bilir mesela. Yakın çevrem diyorum çünkü yabancıların yanında bunu fazla belli edemiyorsunuz. Eğer ederseniz “deli” deme ihtimalleri var. Ki bana çoğu defa denmiştir de. Ne çektim ben bu illetten… Aynı dertten mustarip olanlar beni anlıyordur, eminim. Hatta okurken sizin de yaşadıklarınıza benzer şeylerle karşılaşıp, yer yer duygusal dakikalar yaşayabilirsiniz. Yok, eğer çok rahat bir insansanız gerçekten şanlısınız. Siz de okurken büyük ihtimalle halinize şükredersiniz.


Panik insan olmanın en yaygın belirtilerinden biri aradığınız kişi telefonu açmadığında ortaya çıkar. Normal insanlar, “Duymamıştır, şarjı bitmiştir” diye tepki verirler. Fakat panikler? Benim, sadece ilk aradığımda açmasa bile hafiften rengim atmaya başlar. Neden duymaz ki o telefonu? Bir insanın telefonunu açmama nedeni ne olabilir? Tabi ki ya ölü ya da yoğun bakımda olması... Başka bir alternatif yok. Bizde genelde telefonu duymayan babamdır. Telefonunu duymadığında benim hemen aklımda canlanan; “Kaza geçirmiş bir adam, telef olmuş bir araba, etrafa saçılmış eşyalar… İnsanlar başına toplanmış, ambulansın acıklı sesleri duyuluyor… Babam asfaltın ortasında kolları iki yana açık bir vaziyette yatarken kamera yerdeki, camı kırılmış telefona zoom yapıyor ve ekranda “kızım arıyor” yazıyor” olur.




Hep özenmişimdir o, “Duymamıştır” diye rahatça telefonu çantaya atan insanlara. Öyle olmayı çok istedim ama olamadım bir türlü. Onların ayrı bir ırk olduğunu düşünüyorum bazen. Mesela biz annemle evdeyken babamı aradığımızda birinci aramada açmazsa, “Duymadı herhalde. O arar görünce” deriz. Fakat aramaz. İkinci kere çaldırırız, “Allah Allah, sessizde kalmıştır” deriz. Bir yandan yüzümüzde, “Yoktur bir şey canım” ifadesiyle, buruk bir gülümse olsa da içten o, “Bir şey mi oldu acaba” diyen ses yavaş yavaş duyulmaya başlamıştır. Üçüncüden sonra böyle bakışlar hafiften kayar, renk solmaya başlar. Dördüncüde artık senaryolar başlar, “Kesin bir şey oldu.” Sonra açana kadar babamı belki yirmi defa ararız. Babamsa en sonunda markette domates seçtiği için telefona bakamamış çıkar.

Diğer yaygın belirtilerinden biri de sağlıkla ilgili olanlardır. Başınız ağrıyorsa size göre beyninizde tümör vardır, karnınız ağrıyorsa mide kansersiniz, sol kolunuz ağrıyorsa kalp krizi geçiriyorsunuzdur. Bunlardan daha yaratıcı şeyler söylediğim de olmuştur benim gerçi. Ayak parmağımda bir leke görmüştüm bir kere, “Kanser son evreye gelmiş ve sonunda kendini burada bir leke olarak belli ediyor” dediğim olmuştur mesela. Başka bir sefer, sınavda hiç gözümü ayırmadan, bir saat kağıda bakmıştım. Kafamı kaldırdığımda etrafı çok bulanık görüyordum. Anında teşhisi koydum; Tabi ki beynimde tümör olduğu için gözlerim artık görmüyordu. Başka ne olabilirdi ki? O zaman üniversitenin ilk yılındaydım ve insanları da tanımıyordum. Ailemden uzakta Eskişehir’de okuyordum ve aklımdan geçenleri insanlara rahatça anlatamıyordum. “Gözlerim bulanık görüyor da sence beynimde tümör var mıdır” diye kimseye soramıyorsun ki. Haydi diyelim sordun sana, “Olur mu öyle şey” diyecekler ama sen cevaptan tatmin olmayacaksın ve aklın bütün gün orada olacak. Gün sana zehir olacak.
                               
       

O gün sınavdan çıktığımda yanımda bir tek aynı yurtta kaldığımız bir kız vardı. Daha tanışalı birkaç ay olmuş, soramıyorum ama “Beynimde tümör mü var” sorusu sürekli içimi kemiriyordu bir yandan da. Ben de mecburen kıza, “Gözlerim bulanık görüyor, sence bir şey var mıdır” dedim. Kız da haliyle, “Gözlerin bozulmuştur” dedi. Sonra da sınavdan konuşmaya devam etti. Evet, kızın çok mantıklı bir cevap verdiğini ben de biliyorum ama benim içimdeki paniğe işler mi mantık?

Kız anlatıyor, ben de kestirme cevaplar veriyordum. Çünkü o sıra aklımdan geçen senaryoyu izlemekle meşguldüm; Başım ağrıyor, herkes bana “ağrı kesici al, geçer” diyor. Ben de öyle yapıyorum, zaman geçiyor, birden bir gün düşüp bayılıyorum. Herkes etrafıma toplanıyor ve hastaneye gidiyoruz. Doktorların suratı hüzünlü, “Yapacak bir şey kalmamış.”
Şunu biliyorum ki internetten kesinlikle bakmamak gerekiyor böyle şeylere. Söylüyorum; İnternetten bakmayın. Şikayetiniz ne olursa olsun, internetten bakarsanız yakın bir zamanda ölecek çıkacaksınız. Çok bakıyordum internetten ben. Bir ara Google’da en çok aranan listem; “Beyin tümörü belirtileri, mide kanseri belirtileri, kuduz ve tetanos belirtileri” olmuştu. Evet, kuduz ve tetanos da favorilerim arasındadır. Bunu en iyi üniversite arkadaşım Cansu bilir. (Ona buradan selam gönderiyorum)

Üniversite hayatım elimdeki, kolumdaki çiziklerden dolayı acile giderek geçti. Canım arkadaşım olmasaydı kim gelirdi benimle sürekli acile? Bir yerim çizilir, “tetanos olursam” diye acile gideriz, sokakta kedi tırmalar, “kuduz olursam” diye acile gideriz… Cansu bir keresinde bana, “Cin Ali'nin maceraları gibi ben de sayende Acil maceraları diye kitap çıkaracağım” demişti. İşin daha fenası da yurttaki odamın yatağındaki çivi ayağıma batıp, tetanos aşısı olmak için gittiğimizde doktorun bana söylediğiydi. Evet, biraz küçük bir yaraydı. Aslında nokta kadardı. Tamam, belki görmekte biraz zorlanmış olabilir ama “Hey Allah'ım! Kedi bir yerini görmüş, yara zannetmiş” demesine de gerek yoktu. Sonuçta doktor, değil mi?


Başka bir macera da sokaktaki bir köpeği severken yaşandı. Ekmek almak için bakkala gitmiştim. Tatlı bir köpek de parkın ortasında oturmuş, “sevsene” der gibi bana bakıyordu(tabi bu benim yorumum. Tam olarak öyle bakmıyor da olabilirdi). Hemen yanına koştum ve sevmeye başladım. Severken hayvanın patisinin ucu benim koluma değdi. Baktım, bir şey yok gibi… Sonra güneşte tekrar bakınca bir nokta gördüm. Hemen eve gidip tekrar baktım. Bu defa bulmakta biraz zorlansam da nokta oradaydı. Kaybetmemek için tükenmez kalemle daire içine aldım(bunu söyleyince iyice kafayı yediğimi düşünmüşlerdi). Kahvaltı için mutfak masasında oturuyordu Cansu o sırada. Yine neler duyacağından habersiz, çayını dolduruyordu…  Tükenmez kalemle işaretlediğim yeri gösterdim ansızın ve olayı anlattım. “Bunun için hastaneye gitmeyi düşündün mü gerçekten?” diye sordu. Bir an için düşündüğümü söyledim. Cansu şöyle bir suratıma bakıp, “Yasemin bunun için doktora gidersen doktor şok olur, seni direk oradaki psikiyatri kliniğine sevk eder” dedi. Böyle tepkilere alışmıştım zaten. Gitmekten vazgeçtim. Bir de şimdi orada beyaz önlükle kollarımı bağlayıp, götürmeye kalkarlar falan... Durduk yerde başıma iş almaya hiç gerek yoktu.


İşte böyledir bu evham belası. Tabi ki bunlar sadece anılarımın birkaçı. Belki okuduklarınızdan size de tanıdık gelenler olmuştur. Yaşadığınız benzer şeyler olabilir. Sizi çok iyi anlıyorum. Çeken bilir bu illeti. Başına bir şey gelir, insanlara söylesen deli muamelesi göreceğini bilirsin. Söylemesen için içini kemirir. Bir yandan sürekli, “Ama ya olursa” sesi yükselir kafanda. Hiç rahat bırakmaz o ses. Sayesinde daha ne çok anım var böyle! Belki bir gün hakikaten “Acil maceraları” diye bir kitap çıkarıp, Cansu’ya ithaf etmeyi düşünebilirim…

17 yorum:

  1. Cansu gerçekten çok iyi bir arkadaş gibi geldi bana :-)) bu arada takip butonun yok eklersen takibe alabilirim. Bu eğlenceli serinin devamı gelecek gibi :-))) sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu geç yayımladığım için tekrar kusura bakmayın. Beceriksizliğimden:/ İzleyiciler butonunu eklemeyi de yeni başardım:/ Oradan ekleyebilirsiniz. Hahahah! Cansu bunu duysun, hemen ona iletiyorum:) Ne çekti benden kızcağız! Beğenmenize de çok sevindim. Bende daha çok hikaye var, onları da yazacağım:))

      Sil
  2. Normalde yaşlılar bu kadar evhamlı olurlar. Ama siz gençken bu kadar evhamlıysanız işiniz zor olur ilerde:) Ama huy meselesi işte insan baş edemiyor demek ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu geç yayımladığım için tekrar özür dilerim. Hem evhamlıyım hem de teknoloji özürlü. Ne "yayımlanmayı bekleyen yorumlar" seçeneğini gördüm ne de "izleyiciler" butonunu eklemeyi becerebildim.. Neyse şimdi çok şükür yaptım en sonunda. Yorumlarım olduğunu görünce çok sevindim:)) Sayenizde sayfama renk geldi:) Maalesef huy, evet. Gerçekten bazen baş edemiyorum.

      Sil
  3. Hiç öyle biri olamadım ve aslına bakacak olursak (biraz) evhamlı olmak hiç takmamaktan daha iyidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle kusura bakmayın. Benim gibi bir teknoloji özürlü yorumları yayımlamayı becerememiş:/ Yeni gördüm "yanıt bekleyen yorumlar" seçeneğini. Maalesef bu kadar beceriksizim işte... Yorumunuz için teşekkür ederim. Siz hiç takmayan biri misiniz yoksa sizde de biraz evham var mı? :)

      Sil
    2. Beni direk hiç takmayan sınıfına yazabilirsiniz :)

      Sil
  4. ya işin ne kadar zormuş ya valla. sölediklerinden hiçbirini yaşamadım valla peki baksana gidip sorsaydın hastanede filan bunun bir nedeni vardır yaa, hani olur ya belki küçüklükte bi şeyden çok korkmuşsundur gibi :)

    aramıza da hoşgeldiin. ayrıca, blogla ilgili her şeyi sorabilirsin bana da tamam mııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, işim gerçekten zor:)) Aman yaşamayın. Çok fena bir şey:) Hoş bulduk. Böyle karşılanmak çok güzel. Çok teşekkür ederim:))

      Sil
    2. bişi diyil :) feys hesabın var mı? blogla ilgili bişiler sölücem de :) feystede blog gruplarımız var. orda da yazılarının linklerini ekleyebilirsin daha çok kişi görür yazılarını :)

      Sil
    3. Var hesabım:) Ben sizi ekledim:)

      Sil
    4. Sevgili Deeptone, ben çok acemi olduğum için mimlemek nedir bilmiyorum. Sizin blogunuzdan okudum, biraz anladım ama nasıl cevap verebilirim?

      Sil
    5. şimdi baksanaaa, bir yazı yazcan işte, adı bendeki gibi marka mimi olabilir, mimlenmişim teşekkür ederim filan dicen işte, seni mimleyenin yazısının linkini vercen, sonra mimi yazcan yani ben yaptım ya sen de üç marka yazcan sevdiğin ve istersen neden sevdiğini sölücen. böylece mimi yazmış olcan. sonra da ben de şu arkadaşlarımı mimliyom dicen. isimlerini yazcan. istersen bir kişi istersen 10 kişi. tanıdıklarını mimle işte blogdan. bak benim son iki yazımdan da istersen mesela kendine arkadaş da seçebilirsin. tanımadıklarını mimleyebilirsin. böylece tanınmış olursun. çekinme yani. deep ten geldim dersin mesela. deep dersen kimse bişi demez :) tanımadıkların için diyom yani istersen diye. sonra da mimlediğin kişilere haber vercen onlar da yapacak mimi aynı şekilde yanii :)

      Sil
    6. Sevgili Deeptone. Teşekkür ederim. Sabırlı bir insanmışsın:) En sonunda anladım, çok şükür. Çok sağ ol.

      Sil
  5. Kaygı olarak benimde var ama farklı şekilde benimkiler ben anlatmayım o kısmı :))) Aslında içsel olarak içindekileri bilmek ve bu doğrultuda kendine yön verebilirsin. bir Hekim gidip bu düşüncelerini paylaşıp çözüm bulabilirsin..Sorun şurada başlıyor. Bir hekime gitmek istiyormusun ??? Çünkü bunun bir iki tık üst seviyesi Panik Atağa doğru yol almaktır. Tabi yine içinde olan durumlar

    YanıtlaSil
  6. Kesinlikle gitmek gerekiyor. Bence toplumumuzda çok yanlış bir algı var. Hiçbir işe yaramaz gibi bir düşünce... Ben eski anıları anlatıyorum:)) Şimdi çok böyle değilim:)

    YanıtlaSil