18 Nisan 2017 Salı

BİR GERİLİM ÖYKÜSÜ -2


Köy evi deyince benim aklıma; İki katlı, bacasından duman tüten, bahçesinde minik domatesleri olan bir ev gelmişti. Ama onun yerine karşımda bir villa görüyorum. Babam, anneme adresin kesin burası olup olmadığını soruyor. Annem de şaşkınlıkla adresin yazdığı kâğıda bakıyor ve “vallahi burası” diyor. Neriman zengin mi olmuş? Yok artık!
Neriman teyzeyi görkemli kapının önünde görününce anlıyoruz doğru yere geldiğimizi. Yanında da yüzünde her daim sevimsiz bir sırıtma olan kocası Salih duruyor. Oldum olası sevemedim şu adamı. İyi ama bunlar nasıl almış ki bu evi? Üstelik havuzlu, bayağı lüks bir villa.



Arkada da takkeli bir amca yürüyor. Herhalde bu Neriman’ın babası hacı amca. Annem bahsetmişti. Acayip dindar bir adammış, bütün köy tanırmış onu. Hacı amca gelen gidenle hiç ilgilenmeden bahçeyle uğraşırken Neriman ve kocası yapmacık bir neşeyle bizi karşılıyorlar. Hiç hoşlanmasam da mecburen kocası Salih’i de öpmek zorunda kalıyorum. “Kız! Kocaman olmuşsun” diye omzuma vurup bir kahkaha patlatıyor çok komik bir şey söylemiş gibi. Evet, otuz yaşındayım da ondandır. Adam sakız gibi bir şey. Sanki kime bulaşsam diye düşünüyor gibi sürekli. Hiç sevmem şöyle insanları zaten. Hep de beni bulur. Öpüştükten sonra Neriman başlıyor kocasının işlerini anlatmaya. Yok inşaat işine girmiş de yok çok kazanıyormuş da yok söylemesi ayıp durumları çok iyiymiş de… Söylemesi ayıpsa niye söylüyorsun diyesim geliyor ama yutuyorum. Malvarlığını anlatmayı bitirince de bana dönüyor ve tepeden tırnağa beni süzüyor. Ne düşündüğünü anlamak mümkün değil. Büyük ihtimalle, “Parmağında yüzüğü yok”, “Hala bekar mı bu” gibi şeyler söylüyordur içinden. Ha tabi son duruma uygun olarak, “Hem bekar hem fakir” diye ekliyor da olabilir.

Neyse ki konu açılmadan içeri geçiyoruz. Salon tahmin ettiğim gibi kalabalık. Teyzeler görev yerlerinde oturuyorlar. Gözler cin gibi, fıldır fıldır dönüyor. Bir anda ter basıyor. Benim bunlarla aşık atmam mümkün değil. Adamın bekar olup olmadığını gözünden anlar bunlar!
Elini öptürmek için çok kararlı bir şekilde bekliyor teyzeler. Sıvışmak mümkün değil gibi gözüküyor. Ben köşeye doğru bir hamle yapıyorum ama annem hemen beni dürtüklüyor. Mecburen başlıyorum sıradan öpmeye. Hepsi de teker teker beni öpüyor. Of! Dudaklarını da değdiriyorlar. En sevmediğim şey. Öpüşme faslı bitince usulca bir köşeye geçip oturuyorum. Şu anda durum normal. Yemeklerini yiyorlar. Daha çok öğrencileri kuşatmış durumdalar, “Dersler nasıl, kaça gidiyorsun, ha üniversite, karnen nasıl, ne demek bizde karne yok, yok canım yalan söylüyor bu…”



Oturduğum yerden etrafıma bakınıyorum. Hangisinden soru gelir acaba? Şu köşede oturan yelekli olandan mı? Direk gözlerimin içine bakıyor çünkü. Avını yakalamak için odaklanan bir şahin gibi keskin bakışları. Kesin anladı yaşımı! Kat kat göbeğinden zor ulaştığı baklava tabağına doğru eğiliyor. Lokmayı ağzında çevirirken gözleri bende… Şimdi geliyor diyorum fakat “Neriman börek yapmadın mı gı?” diye bağırınca rahatlıyorum. Meğer Neriman teyze benim arkamdaymış, ne zaman gelmiş ki oraya? Yürürken de mi ses çıkarmıyor bunlar ki hiç duymadım? Başka bir tanesi ise etrafı gözetliyor. Kime bulaşabilirim diye. Bir an göz göze geliyoruz ve ben yutkunuyorum. Etrafıma bakıyor hiç kocaya benzer bir şey var mı diye. Kesin soru geliyor. Dur, ben ne diyecektim? Altı ay önce tanıştık Hakan’la, yengeç burcu, yok yok akrep miydi yoksa?

“Kızım” diyor tiksintiyle karışık bir surat ifadesiyle, “Üstünde tüy var senin.” Annem de, “ben sana söylemiştim” gibisinden bir bakış atıyor. Ben de hiç çekinmeden, “Kedim var da ondandır” diyorum. Ayy, kedi de neymiş… Süpür süpür tüyleri bitmezmiş… Az önce bir kadının köşeye sıkıştırdığı çocuk da, “adı ne” diye atlıyor. “Tekila” diye cevap verince köşeden çıkan Neriman’ın babası hacı amca, “Tövbe yarabbi tövbe estağfurullah” diye söylenmeye başlıyor. Annem bana, “adamın hacı olduğunu, yanında nasıl tekila dediğimi” soruyor hiddetle. Ne var canım! Kedi tekila içiyor demedim ya, adı tekila dedim. Bir anda etrafı “cık cık cık” sesleri doldurmaya başlıyor. Hacı amcanın arkadaşları da salona gelmiş meğer. Adamların hepsi “tüh tüh” gibi bir şeyler söylüyorlar.

“Kızın alkolik mi Ayşe ablaaa?” diye soruyor kızın biri ağzını yayarak. Annem gözlerini açıp, “ne münasebet” diyor sinirle. İyi! Ortalık şimdiden karıştı. Neyse ki Neriman konuyu değiştirip koltuk takımını tam on bin Türk lirasına aldığını anlatmaya başlayınca bütün ilgi oraya yöneliyor. “Fadime’ninkilerden pahalı” sesleri yükseliyor gruptan ve Neriman’ın koltukları kabarıyor. Fadime zaten her aldığını pahalı söylüyormuş, onun kocası ne iş yapıyormuş ki… Herkes içten içe kıskanıyor Neriman’ın zenginliğini. O da bunu hissedince bu defa da perdelerine geçiyor. Onlar da altı bin Türk lirasıymış. Yine kıskanç bakışların arasında ne kadar zengin olduğunu anlatmaya devam ediyor bir süre.
Neriman’ın konuşması bitince ağzı yayık olan kız nişanlısını her detayına kadar anlatmaya başlıyor. Çok yakışıklı, işinde gücünde, efendi, evi var, arabası var… Bayılmak üzereyim. Teyzelerden de koro halinde, “Oooo” sesleri yükseliyor. Kız bütün detayları anlatıp, bitirdiğinde Neriman bana dönüyor. İşte o an!

“Eee İpek, senin düğününü ne zaman göreceğiz?”
Annemle göz göze geliyoruz. Tamam, panik yok! Fakat tam ağzımı açtığım sırada annem, “Önümüzdeki kış” diyor ve ben de “Daha karar vermedik” diyorum. Ne! Böyle konuşmamıştık! Tuhaf bakışmaların arasında annem, “İpek biraz nazlı” diye geçiştiriyor. Bunun üzerine otuz yaşında olduğumu söyleyince gülüşmeler oluyor. Hayali sevgilimin mesleğinin doktor olduğunu söylüyoruz. Samatya’da çalışıyor. “Aaa bizim yeğenim de orada doktor” diye atlıyor biri. Heh çok güzel! “Aaa dahiliye mi!” diyor bu kez, “Vallahi bizimki de dahiliye”. “Soyadı neydi bu Hakan’ın?”

“Demirci” diyorum bir çırpıda. Kadın “hmmm hiç duymamıştım” diyor ağzını yamultarak. Ne zaman, nerede tanıştınız soruları başlıyor. Onları bir şekilde geçiştiriyorum ama Neriman’ın gözü bende. Baştan aşağı süzemeye devam ediyor. Terliyorum. Vallahi anladı. Atmaca Neriman’dan saklayabileceğimizi sandık? Biri de kaç yaşında diye soruyor. Bir süre cevap veremiyorum. Unuttum! Şüpheli bakışmalar oluyor yine. İnsan sevgilisinin yaşını unutur mu? “Otuz iki” diyebiliyorum sonunda. “Burcu da akrep!” diye saçma bir çıkış yapıyorum panikle. Gözlerinde tuhaf bakışlar beliriyor. Onu da yanlış söyledim ya! Yengeç olacaktı. Of! hepsi birbirine girdi zaten.

“E bir fotoğrafını göstersene şu Hakan’ın” diyor Neriman bu kez. Fotoğraf! Hiç fotoğraf yok ki. Bunu düşünmemiştik! Annemle göz göze geliyoruz. O da çaresiz…
“Şey... Fotoğrafı yok…”
Birbirlerine bakıyorlar. Her şey anlaşıldı! Rezil oldum. Neriman’ın yüzünde bir zafer ifadesi beliriyor. “Benden kaçar mı” dercesine. “Fotoğrafı nasıl yok” diye sesler yükseliyor bu kez. Şimdi ne yapacağım? Az sonra olacaklar gözümde canlanınca fenalık geçirecek gibi oluyorum; “Yalan mı söyledin? Bekar mısın? Hem de otuz yaşındasın…”
O anda kapı hışımla çalıyor. İçeri giren polisleri görünce şok oluyorum, “Salih Pekmez burada mı?” diye soruyorlar. Neriman’ın kocasını. Neriman da, “Ay ne oldu memur beyler?” diye yerinden fırlıyor.

“Bizimle merkeze kadar gelmesi gerekiyor.”
Bir anda sesler yükseliyor. Salih’in yüzü bembeyaz… Annemle babam da şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlar. Teyzeler şokta. Meğer adam bir evi on kişiye satmış. Milleti dolandırmış. Şimdi anlaşıldı villaları, koltuk takımlarını nasıl aldıkları. Polisler kollarından tutup götürürken Neriman bayılmak üzere. “Püü! Yazıklar olsun!” sesleri yükseliyor teyzelerden. Hacı amcanın arkadaşları da, “Hırsızlar!” diye bağırıyor.
Fakat hacı amcanın kalbini tutmasıyla yere düştüğünü görmem bir oluyor. Zavallı adam damadının hırsız olmasını kaldıramadı tabi. Hemen ambulans çağırıyoruz. Biz evden çıkıp hastaneye giderken, Salih hapse doğru yol alıyor. Böylece Neriman’ın kocasının adı hırsıza çıkıyor. Köy çalkalanıyor, herkes Neriman’ı konuşuyor. E tabi benim olayımı herkes unutuyor. Yıllar bile geçse hatırlayacaklarını da hiç sanmıyorum. İster istemez sırıtıyorum. Zira dedikoducuların başı Neriman köyün eline yüz yıllık bir malzeme vermiş bulunuyor çünkü. Bir daha milletin bekar diye dedikodusunu yapsın da görelim… Unutmadan; Hacı amcaya üzüldüm tabi. Vicdansız sanmayın beni.

Okumak isteyenler için 1.bölüm; Bir gerilim öyküsü 1.bölüm


49 yorum:

  1. Nefessiz okudum gerçekten,vay neriman vaayy..

    YanıtlaSil
  2. Ah o her an nereden soru gelecek diye beklemeler gerçekten geriyor insanı.Neriman'ın sonu da iyi olmuş doğrusu.Güzel olmuş,kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
  3. Bir ziyaret de böyle atlatılmış. İsteyerek sırıttım:))

    YanıtlaSil
  4. Tek bir kelime aslında SANANE... keşke diyebiksek ve o andaki yüz ifadesini gorebilsek😁 ipek üzülmesin hiç bak biz evlendik çocuk yaptık o teyzecikler şimdide çocuğa verdiğim ek gidadan tutta iki yaşına kadar emzirmeme kadar karisiyorlar yani bitmiyorlar 😣😣 eline sağlık son güzel olmus😀

    YanıtlaSil
  5. Hala evlenmiyor musun sorusu mahalle baskısı gibi resmen 😉

    YanıtlaSil
  6. Oh olsun Neriman'a :D Teyzelerle uğraşmak zor ya :D Nerimanlar'ın gerçekte evin çalışanları çıkması klişeni bir son bekliyordum ama güzel ters köşe oldum :D

    YanıtlaSil
  7. Ne kadar meraklı insan vardır değil mi? O ortam ne güzel anlatılmış.Sürüklüyor insanı.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. Çok güldüm. Hakettiklerini bulmuslar ne diyelim 😊

    YanıtlaSil
  9. 1. bölümü okumadım da bu bir hikaye serisi midir?

    Seri bir şekilde okunuyor ne güzel. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2 bölüm şeklinde yaptım:) Bu sondu. Bir gerilim öyküsü diğerinin adı. İsterseniz okuyabilirsiniz:)

      Sil
    2. Bu bölümler arasında bağlantı kurabilirsin. Okumak isteyenler için kolaylık olur. Düzenlemeyi seçip, 1. bolüm deyip seçiyorsun bağla dedikten sonra 1.bölüm link adresini yazıp tamam diyorsun. Belki de biliyorsundur da.

      Sil
    3. Aklıma gelmemişti. Teşekkür ederim.

      Sil
  10. Neriman' ın şimdi gerçek dertleri oldu. Başkasının özel hayatların dert edinemez artık:)

    YanıtlaSil
  11. Her satırı bir gülümsemeyle okudum :D

    YanıtlaSil
  12. :)))))), ne yazayım bilemedim çok güldüm..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Güldürebildiysem ne mutlu bana

      Sil
  13. Yalnız tesadüfün böylesi diyesi geliyor insanın. :)

    YanıtlaSil
  14. Ya çok tatlı bir yazı olmuş.Neriman da kocası da hak ettiğini bulmuş :)

    YanıtlaSil
  15. Eline sağlık.. Keyifli bir öyküydü.. :) gülümseyerek okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumun için teşekkürler Momentos:)

      Sil
  16. heeeey çok güzeldiii çok sırıttım yaaa :)

    YanıtlaSil
  17. Çok hoştu gerçekten, elinize sağlık, en çok Tekila'nın isminin sebep olduğu gerginliği sevdim:)) devamını bekliyoruz, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Bir arkadaşım kedisinin adını bomonti koymuştu da ondan esinlendim:) Bu öyküyü burada bitirdim ama başka öyküler yazacağım:)

      Sil
  18. Hahahahaah mükemmel!
    Kahkahalarla okudum. hele o görsellere bittim :)

    YanıtlaSil
  19. Her satırı soluksuz ve gülümsemeyle okudum canım. Harikasın :)

    YanıtlaSil
  20. Hahahaaa ilahi valla ne kadar da güzel miş her zmaanki gibi meraklı tazecikler iş başında 😁 ellerine saglik canm 💕😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler:)))) Onlar hep iş başında:)

      Sil
  21. Çok güzel bir gerilim öyküsü olmuş. Gözlemleriniz süper:)
    Soru sormazsa ölecek hastalığına yakalanmış teyzelerin olmazsa olmazıdır yelek. O kısımda koptum :)
    Kaleminiz çok başarılı. Tebrikler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkürler:)) Hahah değil mi, yelek olmazsa olmazları:)

      Sil
  22. Sakız Salih'in hazin sonu da olabilirmiş öykünün adı :))
    Yolun düşerse kahve içmeye bana da beklerim...

    YanıtlaSil