19 Mayıs 2017 Cuma

BOYALAR KIRMIZI AKAR



Benim yazacaklarım var
Savaş çıkaramazsınız
Düşündükçe kahroluyorum
İnsanlar ölürken
Öykü yazılmaz ki

Şiirlerimde olsaydınız, silahlarınızı yok ederdim
Mısralarımın arasına cam parçaları saplanamazdı
Hikayelerin başlıkları ahlar, feryatlar…
Simsiyah gökyüzü ve sokaklar
Çığlık çığlığa ağlamazdı

Yazacaklarımı rahat bırakın!
Harflerim sizden korkuyor benim
Hiç kağıtlara dökülemezlerse diye
Şimdi dünyadan silindi
Beş yaşında ölen çocuğun resimleri
Peki ya o minik ayaklı kız?
Düşe kalka büyüyecekti
Oyunlarını öldürüp, üzerine gazete serdiniz

Boş kalırsa sayfalar
Tuvaller ölü gelin gibi bembeyaz
Belki de fırçalar kanar
O zaman boyalar sadece kırmızı akar

Yasemin Işık



16 Mayıs 2017 Salı

BLOG PARTİSİ



Öncelikle geç yayınladığım için ikisinden de özür diliyorum. Bu aralar çok dalgınım ve yoğunum. 

Güzel, yaratıcı sorulara denk geldim. Zaten ikisinin de blogları çok kaliteli. 

1.   İlk olarak çok güzel öyküleri olan arkadaşım “Deryada Damla”nın sorusuyla başlayayım;

Bugünkü sen geçmişe gidip yaşadığın olayları değiştirebilir misin ?

9 Mayıs 2017 Salı

FİKİRLERİN BİZE GAREZİ OLABİLİR Mİ?




Yazmak için bu “fikir” denen şeye muhtacız. Kurmaca bir metin de olsa, bir makale de olsa önce ne hakkında yazacağımızı bulmamız gerekiyor. Peki, nasıl oluyor bu fikir bulma işi? Nerede duruyor ki bu fikir denen şey de istediği zaman çıkıp geliyor? Bir yeri yurdu var mı acaba kendisinin? Ya da bir şey yazmak istediğimizde hemen ona ulaşabiliyor muyuz?

Hayır! Maalesef hiç öyle olmuyor. Sanırım bize garezleri var çünkü adamı maymun etmeden gelmiyor bu namussuzlar. Bilmiyorum, ben acemi bir yazar olduğum için mi böyle oluyor ama yakalayacağım diye peşinde koşmaktan helak oldum ben bu fikirlerin. Hayır, resmen insanı oynatıyor bunlar canım! Düşünürsün düşünürsün, doğru düzgün bir yerde aklına gelmez, ne zaman otobüse binersin hop geliverir. Ya da tam bulduğunu zannedersin, heyecanlanırsın, “Bunu yazarsam güzel olur” dersin, kağıda dökünce çok affedersiniz bir halta benzemez. 

2 Mayıs 2017 Salı

PSİKOPAT MÜDÜR YOK OLUYOR-2

                                     

Yok canım. Ben diledim diye koskocaman adam yok olacak değil ya. Buralarda bir yerlerde olmalı…
“Eda, ne yapıyorsun?”
Kafamı kaldırdığımda Engin’in bana tuhaf bir şekilde baktığını görüyorum. Ne kadar süredir aynı noktaya bakıp, öylece duruyorsam…
“Hiiç.”
“Ne düşünüyorsun?” diye soruyor bu kez de.
Hiç canım. Venüs’ün etkisiyle bizim müdür yok oldu mu, onu düşünüyorum. Her zamanki şeyler işte.
“Yok, bir şey.”
Engin, “Bir tuhaf görünüyorsun da…” diye konuşmaya devam ederken ben hala daha Sedat Bey bir yerden çıkabilir diye etrafa bakınıyorum. Ne bileyim, belki masanın arkasına saklanmış bizi izliyordur. Manyak sonuçta. Belli olmaz. Anlamıyorum. İki dakikalığına kafamı eğmiştim. Tam şu noktada duruyordu. Şuracıkta. Şu yerdeki sineğin durduğu noktada… Sineğin… Aman yarabbi!
Birden, Sedat Bey çok yapışkan olduğundan ve sürekli konuştuğundan adama sürekli “sinek gibi” dediğimi hatırlıyorum. “Üf sinek gibi! Yapışır gitmez şimdi.” “Vız vız öter yine.”